Nazilere muhalif bir faşistin günlüğü, Ali Bulunmaz – Kültür Servisi

by Selçuk Uygur

Birincisi gibi İkinci Dünya Savaşı da yeryüzünde inanılması güç bir hasar bıraktı. Bunu yalnızca fiziki olarak düşünmemek lazım; pek çok insan hâlâ bu travmayla veya o dönemi yaşayanların aktardığı korkuyla baş etmeye çalışıyor. Döneme dair anma törenleri, anıtlar, kitaplar, belgesel ve sinema filmleri hep bu korkunun ürünü.

İkinci Dünya Savaşı’nın kalıcı etkileri, tarih sayfalarında olduğu kadar zihinlerde de yer alıyor. Ian Buruma, 1945’i anlattığı; İkinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle girişilen inşa sürecini konu alan “Sıfır Yılı” (Çev. Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, 2015) isimli kitabında, topyekûn savaşın, imha ve utançla birleşerek insanları kitleler halinde yok ettiğini söylemişti.

Uygarlığı şiddet yoluyla silmeye yeltenenlerin sahneye çıktığı İkinci Dünya Savaşı, hümanizmin dikişlerini attırmıştı. Imre Kertész’in “Kadersizlik” (Çev. İlknur İgan, Can Yayınları, 1999) adlı romanının başkarakteri György’nin dediği gibi 1939-1945 arası, “hiç de metafizik olmayan, kötü bir rüyayı bile aşan bir yeryüzü cehennemiydi”.

Bu savaşın taraflarından olan İtalya’da, Galeazzo Ciano’nun talihi, 24 Nisan 1930 günü Duce’nin kızı Edda’yla evlenince döndü. Ciano, damat kontenjanından hükümete girdi ve 1936’da Dışişleri Bakanlığı görevine getirildi.

1943’te Müttefikler’in Sicilya’ya çıkarma yapması üzerine Dino Grandi, Mussolini’nin görevden alınması için Yüksek Faşist Konseyi’ne bir tasarı getirdi. Oylamada Grandi’nin önerisi kabul edilince İtalya’ya giren Almanya, önce Mussolini’yi kurtardı, ardından da yetkilerini ona geri verdi.

Duce’nin görevden alınması yönünde oy kullananlardan biri de Ciano’ydu. Alman askerleri onu yakalayıp ülkenin kuzeyindeki İtalyan birliklerine teslim edince ihanet suçlamasıyla yargılandı ve “dava”nın sonunda, 11 Ocak 1944 günü kurşuna dizildi.

Ciano’yla ilgili doğrulanmaya muhtaç bazı bilgiler mevcut. Bunlardan biri, eşi ve Mussolini’nin kızı Edda’yla birlikte faşizme aslında hiç inanmadığı. Bir diğeri, Ciano’nun fuhuş mafyası aracılığıyla kazandığı serveti, savaşın bitimiyle ortaya çıkaracağı ve ömrünün geri kalanını refah içinde sürdüreceği…

Ancak gerçek olan, eşi Edda tarafından Müttefikler’e ulaştırılan Ciano’nun kaleme aldığı günlükler: “Savaş Günlükleri: 1939-1943” ismiyle Selçuk Uygur tarafından Türkçeye çevrilen bu notlar, İkinci Dünya Savaşı’nın İtalya penceresinden görünüşünü yansıtmakla kalmıyor, resmi görevli üst düzey bir tanığın savaşa dair düşüncelerini de ortaya koyuyor.

Tarihi dönemeçlerin kaydı 

Başta Nürnberg olmak üzere, çeşitli savaş suçları mahkemelerinde, faşistlere ve Nazilere karşı delil olarak da kullanılan Ciano’nun günlükleri, İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli belgelerinden. Bunun nedeni, neredeyse savaşın her ânını, kayınpederi Mussolini’nin Almanlarla ilişkisini, hatta kimi zaman düştüğü durumu ve Almanların yıkıcı ilerleyişini gözler önüne sermesi.

1930’ların ikinci yarısından itibaren Almanya’nın kurup din ve milliyetçilik sosuna buladığı Anti-Komitern Paktı’na katılmak için hazırlık yapan Mussolini’nin, Nazilerle ittifak kurma çabalarıyla açılan günlüğün sayfalarında Ciano, savaşın şekillenişini ve Avrupa’nın kaderinin nasıl çizildiğini kayda geçirmiş.

İtalya’nın, savaş arifesinde ve sırasındaki tutumunu yansıtan günlüklerde, Mussolini’nin bir diktatöre yakışır tarzda, kamuoyundan yükselen karşı sesleri dikkate almayışına da değinen Ciano, Duce’nin Almanya ile ittifak ısrarının, muhalif her sesi bastırdığını yazıyor: Faşist devletin gücünü, koşulsuz şekilde her şeyin üstünde tutan bir lider portresi… Bununla birlikte, Avrupa’da Yahudileri savunanlarla onlara düşmanlık geliştirenler arasındaki diplomasi trafiği, savaşa hazırlık denebilecek ittifak arayışları, çatışma çıktığında silah ve asker sevkıyatı için Balkanlar’ı koridor olarak kullanma isteği, sonucu beklenen İspanya İç Savaşı gibi pek çok tarihi olay da Ciano’nun defterlerinde gözümüze çarpıyor.

Almanya gibi İtalya da fetihçi hareketleriyle hem askeri hem de siyasi manevralar yaparken Ciano, özellikle Arnavutluk’un ele geçirilmesi meselesi üzerinden Mussolini’nin politik görüşlerini not edip bunlara ilişkin yorumlar yapıyor.

Edda Mussolini ve Galeazzo Ciano

‘Almanlara karşı fazla sadık davranmakla suçluyuz’

Ciano’nun yazdıkları, Kıta Avrupası’ndan İngiltere’ye, ABD’ye ve Japonya’ya kadar uzanan bir coğrafyayı kapsarken yapılan hazırlıkların büyüklüğü, girişilecek savaşın genişliğini de gösteriyor. Kaleme aldığı onca cümlenin arasına sıkışan “Sıra dışı bir şey yok” ya da “Yeni bir şey yok” gibi ifadeler, gerek savaş öncesi gerek savaş sırasındaki şiddet dolu rutin işleyişin birer kanıtı.

Mihver Devletler’in (Almanya, İtalya ve Japonya); Avrupa, Asya ve Afrika’da oluşturmaya koyulduğu cephelerle yeniden paylaşmaya giriştiği topraklar, Ciano’nun satırlarında tek tek okurun önüne çıkıyor. Tüm Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’ya yayılacak savaşın masa başında gün gün kurgulanışına rastlıyoruz kitapta. Büyük oranda İtalya üzerinden yürüyen bu anlatımda, savaşmaya herkesten çok hevesli Duce ve onun atadığı Dışişleri Bakanı damadı Ciano’nun zaman zaman birbirine zıt hamleleriyle yüzleşiyoruz.

Avrupa’nın her yerinde siyasi, askeri ve kültürel kriz yaşanırken bunu “çözmek” için siperler kazdıran, silahlar üreten, insanları cepheye süren ve tüm değerleri altüst etme uğruna gözünü bile kırpmayanların çoğunlukta olduğu asker-politikacılar beliriyor.

Ciano, Almanya’nın politik propaganda bombardımanı ve devam eden ittifak arayışları karşısında, 15 Mart 1939’da şu notu düşüyor: “Biz sadece Almanlara karşı fazla sadık davranmakla suçluyuz.” Birkaç gün sonra da şöyle yazıyor: “(…) İttifakın İtalya’da fazla destek bulmayacağı ve ayrıca Almanya’nın durumdan faydalanarak Orta Avrupa’daki siyasi nüfuzunu arttırma politikasına devam edeceğinden korktuğumu ifade ederek kaygılarımı belirttim.”

Ciano’nun, savaşın eşiğine gelen ve ufak bir kıvılcım bekleyen Avrupa’da, İtalya’nın ilk kurşunu atan ülke olmasını istemediğini yazıyor günlüğüne. O dönemde, Mussolini’yi her koşulda desteklemesine ve emrinden çıkmamasına karşın, Duce’den daha soğukkanlı duruyor Ciano, en azından olayları yorumlama anlamında; özellikle 1939’da büyük bir kriz haline gelen Arnavutluk meselesiyle ilgili olarak… Bu, işin bir boyutu.

Diğer taraftan, etrafına kümelenmiş kişilerin Musssolini’yi, İtalya’nın askeri gücüyle yeterliliği konusunda doğru bilgilendirmediğini ve verilerdeki hataları Duce’ye ileten Ciano, kayınpederinin olayların sıcaklığı içinde durumun üstüne fazla gitmediğini gözlemliyor. Üstelik mevcut ortamda kaleme aldığı cümleyle Duce’nin kişiliğine dair bir ipucu da veriyor: “Mussolini, bir şey elde ettiği zaman hep daha fazlasını ister…” Bu sözler, Avrupa’da git gide ısınan havayı, savaşın olası çapını ve akıl-dışılığını anlatıyor bir bakıma.

Sonraki günlerde, İtalyancadaki “Dünya ne kadar da az bilgelikle yönetiliyor” deyişine yaptığı gönderme, Ciano’nun bu düşüncesini perçinliyor adeta. Bunu yazarken Duce’nin sonsuz bir güvenle yaklaştığı Almanya’yla ilgili şüphelerini defterine not edişinin ardından 27 Temmuz 1939’da, Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop, birkaç ay sonra tam tersini yapacak olmasına rağmen, ülkesinin daha uzun bir süre savaş istemediğini bildiriyor.

Ciano, İtalya’yı kandıran Almanya’nın, kendilerinden beklentisinin tam bir sadakatten ibaret olduğunu görüyor. İşgal ve savaş kelimeleri geçtiğinde, başta Hitler ve diğer Alman üst düzey yetkililerin gözleri parlarken Ciano, İtalya halkının çekincelerini dile getirdiği anlarda Nazilerin tüm dikkati dağılıyor.

Mussolini, Hitler, Ciano. 13 Haziran 1934, Venedik, üçlünün ilk buluşması

Kayınpederle görüş ayrılıkları 

Ciano, savaşın öncesini ve patlak verdiği andan itibaren kendi penceresinden gördüklerini not etmiş. Özellikle 1939’un ikinci yarısında İtalya’da başlayan tartışmalar; savaşa girip girmeme ya da girilse bile konuya hangi boyutta dahil olunacağı meselesi, ordunun yetersizlikleri, Ciano’nun Almanya ve Mussolini’ye fikir verenlerle ilgili kuşkuları, her olayın günü gününe kaydedildiği satırlarda karşımıza çıkıyor.

Polonya, Balkanlar, Baltık ülkeleri, Batı Avrupa, Kuzey Afrika ve Pasifik eksenli savaşta, Ciano’nun gözüne çarpanların başında, sürekli değişen dengeler ve art arda kurulup bozulan ittifaklar geliyor. Kayınpederinin sürüklediği İtalya’nın, bu gelişmeler karşısında takındığı tavırları da günlüğüne kaydeden Ciano, akışa körü körüne kapılmaktansa o şartlar içinde soğukkanlılığını mümkün olduğunca korumaya çalışıyor: “Almanya’nın yanında savaşa giremeyiz ve hiçbir zaman da girmeyeceğiz. Bu bir suç ve ahmaklığın zirvesi olur! Almanya’ya karşı savaşa girmek hususundaysa, şu an bunun için bir sebep görmüyorum. Her halükârda, eğer savaşa girmemiz gerekecekse bunun Almanya’nın yanında olmasındansa Almanya’ya karşı olmasını tercih ederim. Görüşüm budur. Mussolini’nin görüşüyse tam tersi istikamette…”

Ciano’nun satırları, kendi fikirlerini yansıtıyor ama bir noktada “Avrupa’da ikinci sınıf ülke olarak kalmamak için Almanya’nın yanında savaşmak gerektiğini” söyleyen kayınpederini anlattığı bir günce haline geliyor: Almanlara hiç güvenmeyen Ciano’nun yazdıkları, Hitler’e güvenmek isteyen Mussolini’yi ve İkinci Dünya Savaşı’nı neredeyse bütün ayrıntılarıyla ele alan bir günlüğe evriliyor. Hatta Duce’nin yaptığı “moral” konuşmalarından cümleler de yer alıyor satırlarda, bir tanesi şöyle: “İnsanlar hayatın ciddi olduğunu ve savaşın da hayattaki en ciddi iş olduğunu anlamalı.” Mussolini’nin, benzer görüşlerden birini sıralamasının ardından Ciano’nun verdiği yanıt ilginç: “Savaş, ters istikamette bir doğal seleksiyondur çünkü en iyiler ölür.”

Ciano ile Mussolini arasında su yüzüne çıkan anlaşmazlıklar, Mihver Devletler içinde de mevcut; örneğin, İtalya ile Almanya ve Almanya ile Japonya arasında… Ciano, bu gerilimlerin, kendisini Mihver’in “Büyük Üstadı” addeden Von Ribbentrop’tan kaynaklandığını yazıyor.

İlerleyen günlerde kapalı kapılar ardında, savaşın İtalya ulusundan çok Almanya ve Japonya’ya göre bir iş olduğunu söyleyen Mussolini’nin fikirlerini kâğıda döken Ciano, cephelerden gelen bilgilerle Hitler’in Duce’yi nasıl sıkıştırdığını; emrivakilerle yönlendirdiğini kaydederken İtalya’nın Fransa’ya savaş açtığı gün François-Poncet’nin kendisine söylediklerini hatırlıyor: “Aramızda büyük uçurumlar açılmamasına dikkat edin; Almanların zalim efendiler olduğunu unutmayın.” Bunu defterine yazdıktan sonra “Onunla hemfikirim” diye ekliyor. Paylaştığı bu duyguda ne kadar haklı olduğu, Almanlar tarafından tutuklanıp kayınpederinin emriyle öldürülünce ortaya çıkıyor zaten.

‘İtalya’nın trajedisi’ 

Ciano, Almanya’nın başından beri İtalya’ya ihanet ettiği görüşünde. Bunu, hiç kimseyi aklamak için dillendirmiyor; yazdıkları, Mussolini’nin etrafındakilerden farklı olarak onun çok daha diplomatik davrandığını gösteriyor. Duce’nin, Almanya konusunda ikilemde kalmasının nedeni de bu. Fakat bu tavır, Ciano da dahil kimseyi savaş suçlarından arındırmazken sadece daha fanatik olanlardan bir parça ayrılmasını kolaylaştırıyor, o kadar. Bunun yanında, İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımın perde önünde ve gerisindeki aktörlerini açığa çıkardığı notlar, 1945’ten itibaren başlayan yargılamalarda kullanılan birer belge niteliği taşıyor. “İtalya’nın trajedisi” dediği 1939-1943 arasında, ülkesinin kaderinin Nazi Almanyası’nınkine bağlanmasını asla kabullenmeyen Ciano, “Avrupa’nın böğrüne yerleşmiş seksen milyon Almandan tiksinmeye mahkûm olup fakat onları göz ardı edemeyeceğimizden ötürü işbirliği politikasından yanaydım” şeklinde bir itirafta da bulunuyor son günlerinde.

Almanya’yla kurulan ittifaka dair Mussolini’ye bir çift laf etmekten de hiç çekinmiyor aynı dönemde: “İtalyan ulusunun tüm yaşantı ve istikbali üstünde uğursuz bir tesiri olan karar, bütünüyle yabancı gazetecilerin sorumsuz ve değersiz laflarına bir diktatörün kindar tepkisi neticesinde alınmıştır.”

İkinci Dünya Savaşı’nın en hareketli zamanında, İtalyan hükümetinin üst düzey yöneticilerinden Ciano, görüp yaşadıklarını kaleme aldığı günlüğünde 1939-1943 arası olup bitenleri anlatmakla kalmamış, döneme ilişkin yorumlarını ve tanıklığını da belgelemiş. “Savaş Günlükleri: 1939-1943”, İkinci Dünya Savaşı’nın en çok konuşulan ülkesi Almanya’nın yanında İtalya’da yaşananlara ışık tutması bakımından da hayli önemli.

Savaş Günlükleri: 1939-1943, Galeazzo Ciano, Çeviren: Selçuk Uygur, Kronik Kitap, 670 s.   

Kaynak: https://www.kulturservisi.com/p/nazilere-muhalif-bir-fasistin-gunlugu/

You may also like

Yorum Yap

Daima izindeyiz...